تبليغاتX
دارالصفای خوی، مدفن شمس تبریزی - Mevlana ile Şems-i Tebrizi’nin karşılaşması
      Şemsi Tebrizi konakladığı hanın kapısına perişan bir halde oturmuş geleni, geçeni izlerken, birde bakıyor ki yanında talebeleri ile bir at üstünde Mevlana geçiyor, Şems hemen yerinden fırlıyor, Mevlana’nın atının yularını tutuyor, garip bir heybetle yüzüne bakıp; “Ey Molla’i Rum Peygamberimiz Hz. Muhammed mi büyüktür, Bayezidi Bistami mi büyüktür?” diyor. Mevlana bu Saçma soruya çok ciddi olarak cevap veriyor ve “ Bunda şüphe edecek şeymi var? Tabiî ki Hazreti Muhammed bir peygamberdir, Bayezit ise onun ümmetidir”  diyor. Şemsi Tebrizi, “ öyle ise Hz. Muhammed neden “Ma arafnake hakka marifetike” buyuruyor da, Bayezidi Bistami: “Sübhani ma Azeme şani” diyor, diye soruyor. Mevlana cevap olarak: Resulü Ekrem Efendimizin kalbi ve dimağı çok geniştir, ne kadar tecelliyati ilahi zuhur etse tahammül edebilir, daha ziyadeleşmesini isteyebilir ve “Ma Arafnake Hakka marifetike” (Allah’ı hakkiyle bilemedim) der. Bayezidi Bistami’ nin ise kalbi ve dimağı küçüktür. Az bir tecelliyat karşısın da kendini kaybeder de, “Sübhani ma azama şani” (Kendimi tesbih ederim benim şanım ne büyüktür)  der. Mevlana’yı seviyesiz bir soru ile şaşırtan Şemsi Tebrizi, Mevlana’nın bu cevabı karşısında olağan üstü bir tepki gösterir Ve “Allah” diye nara atıp bayılır düşer. Bu hale Mevlana da kayıtsız kalmaz, oda atından aşağı iner Ve “Allah” diye oda bağırıp yere düşer, bu halde bir saat yerde kalırlar. Oradaki halk birbirine girer, bir kıyamettir kopar.
     Mevlana uyanıp ayıldıktan sonra Şemsin elini tutar yaya olarak medresesine götürür. Her ikisi de bir hücreye girip kapanırlar, tam kırk gün hücrelerine kimseyi sokmazlar. Bazıları tam üç ay hücreden çıkmadılar der. Bu olay Mevlana için dönüm noktası olur, medrese ile alakasını keser, gecesini, gündüzünü Şems ile beraber geçirmeye başlar, halka yaptığı vaiz ve nasihatı terk eder. Halk arasında dedikodular yayılır, herkes Mevlana’yı kendilerinden uzaklaştırdığı için Şems’e kin duymaya başlar. Mevlana’nın Şems ile bu gibi sohbetleri ve halktan alakasını kesip halvetleri haddi aşınca, bütün Konya halkı ayaklanırlar. Hiç kimse Şemsin kim olduğunu ve nereden geldiğini bilmez. Sonunda hepsi birleşerek Şemsin aleyhine yürürler. Müritler arasında büyük heyecan olur. Hicri 643 senesi şevval ayında Şems kaybolup gider. Fakat ne olduğunu, nereye gittiğini bilen yoktur. Bunu üzerine Mevlana yas elbiselerini giyer, en yakını ölmüş gibi üzüntüye gark olur. 
     Şemsin kaybolmasından sonraki Mevlana’nın halini Eflaki Dede şöyle açıklıyor:  “Bundan sonra Sema’ın temeli atıldı. Her taraftan gelen âşıkların aşkı ve şevki âlemi kapladı. Aşağı ve yüksek tabakadan insanlar, kuvvetliler, zayıflar, fakirler, fakihler, bilginler ve cahiller, Müslümanlar ve kâfirler, Padişahlar, mezhepçiler ve tarikatçılar hep Mevlana’nın etrafında toplandılar. Mevlana herkese âşıklara yaraşır şiirler okumağa başladı, vecde ve manevi neşeye kapıldılar. Gece gündüz sema ve vecd ile meşgul oldular, bir karar bulamadılar. Şeriat müptedileri ve tarikattan kovulmuş birçok münkir, kıskanç, kendini beğenmiş, kalbi kör kibirli basiretsizler etraftan dedi-koduya başladı ve “Bu ne kadar acayip bir şeydir Yazıklar olsun böyle değerli bir bilgin birden bire delirdi. Sema, riyazet ve açlıktan aklını kaçırdı dediler”
     Ariflerin menkıbelerini yazan Ahmet Eflaki yukarda ki izahı yaptıktan sonra, Mevlana hakkında dedikodu üretip ona deli diyenleri Hz. Peygambere deli diyen kâfirlere benzetiyor ve kuranı Kerimden ayetle misallendiriyor, Birde Hz. Peygamberin “Kulun tanrıya olan imanı, ancak cahil insanların ona delilik nisbet etmesiyle olgunlaşır” buyurduğunu bildiriyor. Ve Eflaki Dede cümlesini şöyle bitiriyor: “ O ulu kişinin (Mevlana’nın) hakiki durumu insanlara malum olunca, Tanrının yardımına mazhar olanlar ona kul ve mürit oldular. Pişman olup tanrıdan mağfiret dilediler. Taşkınlık gösterenler, küfründe inat edenler az zaman içinde perişan ve bedbaht oldular.”
       Mevlana’yı, sema’yı, Mesnevi’yi tenkit edenleri, hata bulanları Eflaki Dede birçok kez küfürde gösteriyor, hatasını kabul edip özür dileyenleri hemen Mevlana’ya kul yapıyor. Konu devam edecek inşallah.
                      ŞEMSİ TEBRİZİ KİMDİR?
      Horasan Erenleri: Tarikatların teşkilatlanıp, Şeyhlerinin isimleri ile şöhret bulduğu, İslam’ın ana kaynağı Kuran’ı Kerim ve Hadisi Şeriflerin geri plana atıldığı, Medrese ilmi küçümsenip, gerçek ilmin direk sahibinden alınan ledünni ilim olduğu iddia edildiği ve İslam’ın ana caddesini islerin, pusların kapladığı on ikinci ve on üçüncü asırlarda, İslam âleminin başına birde Moğollar bela oldu. Beklide o belada, İslam âleminin uyanıp kendine gelmesi ve içine sirayet etmiş olan bozuk itikatları, hurafe ve bidatleri temizlemesine sebep olacak bir rahmet vardı.
      İşte bu hengâmeli yıllarda, Ehli Sünnet çizgisinde İslam’ı kabul edip Anadolu’yu vatan yapmaya çalışan Türk Milletinin önünü kesip, imanını bozmak isteyenler boş durmuyorlardı. İslam’a taban-ta bana zıt olan Mezheplerin, Tarikatların, Bidat ve Hurafelerin adeta üretim merkezi haline gelen İran ve bilhassa Horasan bölgesi Anadolu’nun saf ve sağlam itikadını bozmak için, Anadolu’ya Horasan Erenleri ihraç etmeye başladı.
      Horasan da Anadolu Türklerini rahat bırakmayan bir teşkilat kuruluyor ve oradan devamlı anadolu’ya dervişler, pirler, mürşitler, erenler, dedeler, babalar ve abdallar gönderiliyor. Şemsi Tebrizi de, meçhul mürşidinden icazet ve işaretini alarak Konya’ya geliyor, Mevlana’yı bulup o meşhur sorusu ile dikkatini çekiyor, onu irşat ediyor.
       Horasandan Anadolu’ya gelenlerin getirdikleri!
1-    İslam dinini ve Anadolu Türklerinin itikatlarını bozmak, asıl İslamiyet, asıl Müslümanlık diye İslamiyet’te olmayan bazı fikirleri telkin ettiler.
2-    Siyasi gayeler gözettiler ve bu gayelerinin tahakkuk etmesi için yollar ve imkânlar hazırladılar.
3-    Elde ettikleri insanlarla kendi ideallerini yaşatacak teşkilatlar kurdular.
      Horasan gizli teşekkülü, Anadolu da bilhassa iki teşkilat meydana getirdi. Bunlardan biri Mevlevi tarikatı, diğeri de Bektaşi tarikatıdır. Bunlardan Bektaşi tarikatı daha çok taraftar bulmuş, daha kuvvetli teşkilatlar kurmuştur. Horasan kökenli bu iki teşkilat kurulduğu günden itibaren tam yedi asır Devleti, gücü ele geçirmek için birbirleri ile rekabet etmişlerdir. Bazen biri diğerinin önüne geçsede bu kısır döngü tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar devam etmiştir.
       Şemsi Tebrizi kimdir? Biz gelelim asıl konumuza: Tercüme’i halde Şemsi Tebrizi hakkında bir malumat verilmemektedir. Şemsi Tebrizi kimdir? Tahsili ve ilmi var mıdır? İlmi mesleği malum olmuş mudur? Hangi tarikata intisabı vardır? Sofilikte mesleği nedir? Hiç biri belli değildir. Şemsi Tebrizi hakkında ki ilk malumat, Konya’ya gelip Mevlana ile görüşmesi, Konya’dan ayrılıp kaybolmasıdır. İlk karşılaşmasında Mevlana üzerinde umulmadık bir etki bırakan Şems: Mevlana’ya kendini bir âşık, bir veli olarak kabul ettirir ve Mevlana’yı kendisine bağlar. Şems Mevlana’nın kendisine bu bağlılığından azami derecede istifade eder, Mevlana’nın fikri, hissi, hayali üzerinde mahir bir usta gibi oynar. Mevlana’yı yolundan, mesleğinden ayırır ve kendi maksadına alet eder.  Şems kaybolduğu zaman Şam’a gider. Mevlana Şemsin ayrılığına dayanamaz, oğlu Sultan veledi Şam’a gönderir ve şemsi yeniden Konya’ya getirtir.
       Şemsi Tebrizinin marifetleri: Mevlana’nın oğlu Çelebi Arif bildiriyor. Bir gün Şems denemek ve naz etmek maksadıyla güzel bir sevgili istedi, babam da güzellikte ve olgunlukta zamanın en güzel kadını olan karısı Kira hatunun elinden tutup götürdü. Şems: “Bu benim can kız kardeşimdir, bu olmaz. Bana hizmet edecek güzel bir erkek çocuk getir” buyurdu. Babam hemen güzellikte Yusufların Yusuf’u olan Sultan Veledi peşkeş çekerek: “Umarım ki bu sizin hizmetinize ve ayakkabınızı çevirmeye layık bir kul olur” dedi. Şems de: “ Bu kalbimi bağlayan oğlumdur. Şimdi şarap olsaydı su yerine onu içerdim. Ben onsuz yapamam” deyince, babam hemen kalkıp gitti ve Yahudi mahalle sinden bir testi şarap doldurup getirdi, önüne koydu. Bunun üzerine Şems’in bir feryat koparıp elbiselerini yırttığını ve babamın ayaklarına kapandığını gördüm. Şems, babamın bu kuvvetinden ve pirin emrine gösterdiği itaatten hayrette kalıp, “Başlangıcı olmayan başlangıcın, sonu olmayan sonun hakkı için diyorum ki, dünyanın başından sonuna kadar senin gibi gönül tutan bir Sultan, bir Muhammed yürekli, bu varlık âlemine ne gelmiş, ne de gelecektir” dedi ve ondan sonra baş koyup mürit oldu. Sonra: “Ben Mevlana’nın hilminin derecesini anlamak için bu imtihanı yaptım. Onun iç âlemi o kadar geniş ki, rivayet ve hikâye çerçevesine sığmaz” diye ilave etti.
          Yukarda ki rivayette Mevlana’nın oğlu, Şemsi Mevlana’ya mürit yapıyor. Mevlana’nın Şemse yaptığı teklifleri hiç açmak istemiyorum. Şems’in ve Mevlana’nın bu tür kerametleri ve olağan üstü halleri çok, yeri ve zamanı geldikçe yazmaya devam edeceğiz inşallah.
19.05.2008 Saat: 12:18
نوشته شده در دوشنبه سی ام آذر 1388ساعت توسط سعید خویی| |